11 Kasım 2012 Pazar

Kan'a şekil vermek



 
" Belki de bu yüzden şiirlerimi yarım bırakmam.
Ölürsem sanırım yarım şiirli şair diyecekler bana "
                                                                                                   { Mehmet Fatih Cebeci }
...
 
 
 
 Yazmak Allahın bir lütfudur insanlara. Şikayetçi değilim ama bazen ağır geliyor bana. Bilen bilir bazıları yaşar, bazıları yaşayamadıklarını yada yaşamak istediklerini yazar. Herkese kolay gelebilir şiir yazmak. Ama işin aslı öyle değil işte. Şair her şiirinde bir kez daha geçirir kafasına dar ağacında asılı olan ipi. Ve yazdıkça ip gerilir, boğazını sıkmaya başlar. Nefesi kesilir, mosmor olur ama yine de devam eder. Yazdıkça canı daha çok yanar aslında. Ve son noktayı koyduğunda aslında şiiri bitirmemiştir, sadece altındaki tabureyi ayağıyla itekleyip ruhunu serbest bırakmıştır. Bugüne kadar kahkaha atarak şiir yazan bir şair görmedim ben.
 
 
 
 
 
 
  
Bu yüzdendir şairlerin yalnız oluşları. Yalnız ölmeleri. Çünkü güçlü görünmeye çalışırlar her zaman. Kalabalıkta dahi olsalar yalnızlıklarını saklarlar. Her yazdıkları şiirde içleri kanar. Ve bu kan ellerinden sızarak kalemlerinden kağıda dökülür. Aslında şairlerin asıl yaptıkları sanat kağıttaki kana kalemleriyle şekil vermektir. Ve bu şekiller kelimeler, cümleler ve mısralar olarak ortaya çıkar. Yoksa bana iki kelime yaz deseniz, iki kelimeyi bir araya getirip te yazamam. Garip ama öyle.
 
 
 
 




{ Yazıyı güncellenecektir }
 
 
 
 
 
 


10 Kasım 2012 Cumartesi

O kadar yakınsın ki bana...

 
Soner Arıca - Biz ( Şiir )
 
 
...
 
 
Sus...
Tek kelime bile etme
Ben sensizlikte, sessizliğe o kadar çok alıştım ki
Nefes alışın bile çığlık geliyor kulaklarıma
Bir ömür duymak istediğim çığlık...
Sakın ama sakın...
Sakın dokunma bana
Yokluğun buzdu, kanımı donduracak kadar.
Dokunursan buzlarım erir,
Damla damla eririm, Sen süzülür üzerimden
 
 
Yada...
Dayanamam ki ben sana,
Bunca zaman sonra karşımdasın,
Gözlerin gözlerimde, gölgen bedenimde
 
Boşver sen beni, uzat ellerini bana
Sarılayım doya doya sana,
Nefesini bedenimde hissedeyim
Ve çığlıklar kaplasın bedenimi
Sen yinede tüm gücünle sarıl bana
Yansın bedenim ateşinde
 
...
 
                                           --------------------------------
 
" O kadar yakınsın ki bana, her gece sol yanımda benimle birlikte uyuyorsun... "
 
 
{ M.F.C. }
 
 
 


8 Kasım 2012 Perşembe

" Saat Sen geçiyordun, ve sana sen kalmıştı... "


Senle
 Olamıyorum...
Ama
Sensizde
Olmuyor...




...


" dün gibi hatırlıyorum koştur koştur okuldan eve gelişlerimi. Bir çırpıda giyinişlerimi. O zamanlarda dahi her anın SEN olduğunun farkındaydım. " Saat Sen geçiyordun, ve sana sen kalmıştı... " bisikletime atlar nefes nefese pedal çevirirdim. Kıçım koltuğa değmezdi inan bana. Caddede son sürat giden bir çocuk. Her gün, Aynı vakitte, aynı heyecanla...

  Ve varırdım evinizin sokağına. Aynı köşe başına dayardım bisikletimi, ve oturup bir binanın, bir evinin, bir penceresine saatlerce bakardım. Yetmezdi gün içinde seni gördüğüm saatler. Sanki aradan yıllar geçmiş ve ben seni ilk defe göreğim evinizin penceresinden. Ne büyük bir ümitti yarabbi...

  Ve ben beklemeye devam ederdim. Göremediğim günlere inat bugün çıkacak pencereye ve ben bugün onu göreceğim diye içimden haykırırdım. Seni görmeyi bırak, ya beni görürse burada diye ödüm kopardı. Ya sorarsa ne işin vardı orada diye ne cevap verirdim ona. Seni görmeye geldim diyemezdim. Bisikletin benzini bitti buraya park ettim de diyemezdim elbet :) neyse ki ne beni o köşede gördü, nede ben cevap vermek zorunda kaldım.

  Ben her gün aşka pedal çeviriyordum aslında. Ve ben aslında bir evin bir penceresine değil, aşkın penceresine bakıyordum. Oysaki ben seni değil aşkı görmeye geliyordum her gün.

  Hayaller kurardım, sen o pencereye çıkıyorsun ve bana bakıyorsun. Gözlerimi senden alamıyorum. Senli saatlerde yanımda ama ben uzağında, sensiz saatlerimde uzağımda ama ben yakınındaydım. Senle olamıyordum yanındayken, ama uzağımdanken de Sensizde olamıyordum.

  Günler günleri, mevsimler mevsimleri kovaladı. Yağmurlu günlerde yağmur hızıma yetişemezdi. Üstüm başım su içinde kalırdı. Yüzümü ıslatan yağmur damlaları sanki içimdeki korun üzerine düşün su gibi sadece serinletiyordu içimi. Ve yağmurun altında saatlerce oturup senin pencereye çıkmanı beklemek... Eve gittiğimde annemden azar işiteceğim kesindi :) ama yine de azar işitirken bile ben seni düşünüyordum her zaman ve gülümsüyordum hep :)

  Ve bir gün çok uzaklara gittin. Biliyordum bir daha seni göremeyeceğimi. Gelmeyecektin bir daha. Ama ben yine de gittim... Her gün aynı saatte aynı yerde izledim seni... Yoktun artık, çıkmayacaktın pencereye.

  Ve bir gün gittiğin uzaklara bende gittim. Koskoca bir seni bırakarak ardımda. Ama ardımda bıraktığım senden daha büyük bir senide yanımda götürdüm. Bu sefer her köşe başı beklediğim yer, Her evin her penceresi penceren olmuştu. Her anımdaydın artık, her yanımda. "


                       ---------------------------

 Uyandığımda yağmur yağıyordu bu sabah. Yağmurlu sabahlara uyanmayı severim aslında. Huzur veriyor bana. Belki de geçmişte bisiklet üstünde ıslandığım günleri hatırlattığı içindir...



{ Mehmet Fatih Cebeci }

Ölüm mavisi

 


Sonra...
Fermanım dökülür dudaklarından
"Dar ağacı kurulsun ve canı alınsın"
Sen öl dersin bana da
...
Ben artık haram bilirim
Aldığım her nefesi

Sonra gözlerin biter yanımda cellatım
Gözlerini göndermişsindir alsın diye canımı
Öyle ki her bakışında,
Bir canıma, bin can kattığım...
Ve her birini soluksuz sana feda ettiğim...
Sonra gözlerin gelir can teslim almaya
Pamuk ellerinde ipek saçların var
Ve saçlarından örülmüş bir ip
Yoksa saçların tenime mi değecek?
Bu ne büyük bir heyecan
Gönül bahçemde büyüttüğüm
Özlem ağacına dolanır saçların
Dar ağacımda şimdi sen varsın tüm benliğinle
Boynuma dolanan senin saçların mı ey yar !
Doyamadığım kokun karışmış saçlarına

Ey sevgili !
Bu ne güzel bir ölümdür, maviler içinde...


{ mehmet fatih CEBECİ / Aralık 2011}

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sana yazılan, Adresi kendim olanlar...

 
 
 
 
" Sana yazılan, adresi kendim olan o kadar çok şey varki... "
 
 
Ne aklımdan geçenleri yazabilecek kadar güçlü kalemim, yada onları yazabilecek kadar güçlü bileğim var. Kendi kendime ne gerek var diyorum, ne olacak yazacanda, ne geçecek eline... Bir çivi gibi saplanır her dile gelipte yazılamayan beynime. Ve o kadar çok olur ki, o kadar delik deşik olur ki beynim inanın bana yağmur yağsa düşüncelerim ıslanır.
 
 
Ne gerek var diyorum işte. Yazmaya kalksam titreyecek ellerim biliyorum, okunmayacakta yazdıklarım. iyisimi ne beynimde boş yer kalsın delinmedik, nede toz tutan kalemimi yerinden edeyim. Ben en iyisimi anlatmayayım seni. Bir insanı ne kadar çok anlatabilirsiniz ki? ne kadar çok biliyor musunuz?  ONU YAŞAYAMAYACAK KADAR... 
 
 
Dokunsaydım ellerine bilirdim sıcaklığını. Ve anlatırdım tek kelimeyle beni yakan teni. Ama şimdi ben hangi sıcaklığı tenine yakıştırıpta, beni yakan diyeyim... Siz pamuğa yumuşak mı diyorsunuz, gidin işinize diye haykırayım... Siz onun ellerine dokundunuz mu hiç? Evet bende dokunmadım. Şimdi ben pamuk tarlasında dolaşsam inan bana yine bulamam dokunuşlarını... Ve ben her dokunuşu bin bir kağıda yazıp, yine kendime gönderiyorum. Ellerini binbir kağıda sığdırdım. Ve hepsi bana tekrar dokunsun diye adresine KENDİM yazdım...
 
 
Hangi bıçak bakışlarından keskin, hangi ipek saçlarından yumuşak, ve hangi kor teninden sıcak bilmiyorum... Beni bakışların kadar niğme niğme kesen bir bıçak görmedim. en keskini elimi kesti ve canım acıdı. Ama her bakışında ben ÖLDÜM...  Şimdi yatağımda ipeklere sarılıp uyusam bile, saçının bir tek telinin, tenime dokunuşu kadar huzur vermez bana... ölünün üzerine atılan toprak gibi, üstüme sersen ya saçlarını. Ve ben ebedi mutluluğa gözlerimi kapatsam ya... ve üzerimde ki toprak sen koksa ya...
 
Ne gerek var diyorum işte, ne gerek var seni yazmaya sayfalara. Ne gerek var bu defterde yetmedi demeye... Bir yaşanmış, bin hayale bedeldir...  Şimdi ben seni hangi bin hayalime sığdırayım bilmiyorum.
 
Ve sen her gece uçurum oluyorsun gözlerimin önünde. Ve ben her gece, aşağıda beni bekleyen başka bir kendimin yanına bırakıyorum kendimi... ve dudaklarımdan şunlar dökülüyor " EY SEVGİLİ BAŞKA BİR GÜNEŞİN BATIŞINDA BULUŞMAK ÜZÜRE "
 
 
 
 
İyi geceler Tek Canım...
 
 
 
 
{ Mehmet Fatih CEBECİ }
 
 


13 Ekim 2012 Cumartesi

Ya yanımda olasn.....




Şehrimdesin ya



 Şimdi soluduğum her nefes nefesin oluyor
Gözünü açtığın her sabah güneşim oluyorsun
Şehrimdesin ya
Ya yanımda olsan.....
 
 
 

{ Mehmet Fatih CEBECİ - Ekim 2012 }



23 Eylül 2012 Pazar


" Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa gel ve al onu..."










Her fırsatta...

{ Bir kelimenin, bir haretinin yada
bir anının bendeki değerini anlatamam.
Sen bunu bilmesende
ben her fırsatta yaşıyorum bunu... }
 
Mehmet Fatih CEBECİ
 
 
 
 


12 Eylül 2012 Çarşamba

 
 
Varlık anlamını yitirdiğinde anlardım Yokluğunun başladığını...





http://fizy.com/s/1aj6sx



{ Mehmet Fatih Cebeci // Ağustos 2012 }


11 Eylül 2012 Salı

Bir adım


Sen evimden içeri adımını at yeter. Senin soluğudun hava,
 
son nefesimde soluyacağım hava olsun diye bir ömür penceremi açmam ben...

Sen yeterki evime bir adım at...


 
 
{ Mehmet Fatih Cebeci // Eylül 2012 }

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sanki

{ Gece yarısı ezgilerinden bir çığlık }
 
 
 
Son kullanım tarihi geçmiş aşklar var,
Kokusu mide bulandıran
Ruhsuz ilişkiler var,
İnsanları soğutan
Aşkın ne olduğunu bilmeyen insanlar var,
Onu her gün ayaklar altına alan
Bir de sokaklar da işlenmiş cinayetler var,
Her tarafta aşklardan bir iz,
Her tarafta yitirilmiş sevdalar.
Bir de sokaklar da aşkın göz yaşları var,
Sessiz sessiz kanayan......
 
 
Ölmenin ne olduğunu bilmeyen insanlar sahiplendi onu,
Şu vakte kadar eline iğne batmayan insanlar
Yıkılmanın ne olduğunu bilmeyen insanlar aldı onu,
Sokaklar da boynu dik gezen insanlar
Vazgeçmeyi bilmeyen insanlar sardı etrafını,
Günlerce boşa kürek sallayanlar
Ölmeyi bilmeyen insanlar sahiplendi onu,
Gece yarıları huzur içinde yatan insanlar.....
 
 
 
 
Oda bazı insanlara hasret kaldı
Her gün aradı onları
Onlar da aşka hasret kaldı
Her gün özlenen vuslata
Onlar aşkın ne olduğunu,
Gökyüzüne gözyaşlarıyla yazdılar.
Yüreklerindeki ateşi söndürmeye denizler yetmedi
 
 
Sanki her gece onlara doğuyordu,
 
Sanki her bir yıldız gözyaşlarıydı,
 
Sanki her bir karanlık yarin saçlarıydı,
 
Sanki şehrin ışıkları yarin gözlerinin içindeki pırıltıydı,
 
Sanki her bir yağmur onun kukusuydu,
 
Sanki.... ..... ......
 
 
 
Bir de her bir zaman onaydı
Onsuz alınan bir nefes, gecelere ihanetti,
Onsuz görülen bir rüya, cehennem misali
 
 
 
Sevgililer aşıkların aşkını anladıkları zaman,
Aşıklar çoktan gidecekler
Sevgililer ölümüne sevilmeyince,
Uğruna ölecekleri aşıkları arayacaklar
O aşıklar çoktan onların uğrunda ölmüş olacaklar......
 
 
 
 
 
Mehmet Fatih CEBECİ //  00:35    29 EKİM 2002

 



9 Eylül 2012 Pazar

Çiçeklere söz vermiştik...

{ Gece  yarısı ezgilerinden bir çığlık }
 
 
 




Güneşin yakmadığı bir şehirde,
Seni bulmak ne zor

Yokluğuna alışmak ise tam bir bilmece
Bulmaya çalışırken baş harflerini yarınların,
Birden sonla karşılaştık

 







 
Bir çok şeyi geride bırakmışız,
 
Dönüp de baktığımımda geçmişe
 
Böyle olması gerekiyordu ve oldu
 
Oysa çiçeklere söz vermiştik,
 
Güneşleri biz olacaktık
 
Dedim ya; Güneşin yakmadığı bir şehirde,
 
Seni bulmak ne zor...








 
 
 
Dedim ya; Güneşin yakmadığı bir şehirde,
Seni bulmak ne zor...












 
 Gece yarısı ansızın fırlıyorum sokaklara,
Bilmediğim bir nedenle

İşin garibi de, sormuyorum kendime,
Nedir diye sebebi

Belki de sormaktan korkuyorumdur,
Gerçekleri göreceğim diye









 


 
Bir gölge gibi takipteyken gerçekler beni,

Dönüp de bakmıyorum ardıma,

Bakamıyorum, olmaz diyorum
 
 
 




 

 
Kaçarken böyle kendimden delice,
 
Kayboluyorum karanlıkta, bu şehirde
 
Bulmaya çalışıyorum eski beni,
 
Nafile; ölümle kucaklaşmış bir kere
 
Arkasında da sıcak hatıralar bırakmış,
 
KOPAMAM DEDİĞİM YÂRDAN
 
Yüreğim sızlıyor, gözyaşlarımın hesabı yok...


 




Mehmet fatih Cebeci / / En Gurbetime



 


 

4 Eylül 2012 Salı

Özlüyorum çocuk seni......




Hani şu uyku vaktinde uyutmuyorsun ya beni,

Hani çıkmıyorsun ya hiç aklımdan,
 
hani karşımdayken teninde kaybolmak istiyorum ya,
 
Hani kendimi sende bulmak istiyorum ya ben....
 
 
Hani karşımdayken bakmaya kıyamıyorum ya,
 
Hani bu güzel benim sevdiğim mi diye rabbime şükürlerimsin ya,
 
Hani sana dokunduğumda erkek,
 
Uzağındayken eksik oluyorum ya,
 
Hani sen bunları bilmiyorsun ya,
 
Hani çocuk diyip çizgiler çekiyorum ya.......
 
Bakma sen bana
 
Her çocuk diyişimde yüreğimden kadınım diye haykırıyorum ben
 
Öyle haykırıyorum ki, ben sağır oluyorum
 
 
 
Özlüyorum çocuk seni,
 
 
Hemde her anımda
 
 
 
 
 
 
Mehmet Fatih Cebeci // { Gece Senfonisi- Çığlıklar }
 
 


26 Ağustos 2012 Pazar

Sessizliğin gürültüsü

 
 
 
 
kimseler anlayamayacak,
 
 
ben anlatmadıktan sonra…



{ Gece Senfonisi- Çığlıklar }

Tek Bir Neden.......


Seni sevmek için senin gibi çok nedenim yok benim...
 
Ne bileyim gözlerin değil mesela,
 
Dudakların hiç değil.
 
Saçlarının rengi ilgimi çekmiyor.
 
Yada beyaz tenin, evet bunların hiç biri nedenim değil.





Ve benim tek bir nedenim var
 
Ve bu bütün benliğimi
sarmaya yetiyor.
 
Ben seni istiyorum...
 
Evet tek nedenim bu.
 
 
 
 

Ben gözlerini bana buğulu
baktığında seviyorum
 
Ve her sabahın ilk ışıklarıyla
gözlerini açtığında,
 
Baktığın ilk şey gözlerim
olsun istiyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Sen konuşurken dudaklarını izlemeyi seviyorum
 
Çünkü dudaklarının ismimi söylemesini istiyorum...
 
 
 
 
 
 

Uyandığımda beynimi uyuşturan o kokuyu seviyorum
 
Çünkü ben yüzümdeki saçlarının arasından nefes almayı istiyorum
 
 
 
 
 
 
 
 
Ben her gece beyaz bir uykuya
dalmayı seviyorum
 
Çünkü tenine sarılıp
uyumayı istiyorum...
 
 
 
 
 
 
 

Ben zamanın su gibi
akmasını seviyorum
 
Çünkü sana geldiğimde her defasında
yüreğimin deli gibi
atmasını istiyorum...
 
 
 
 
 
 
Ben hep üşümeyi seviyorum
 
Çünkü benliğimi varlığınla
örtmeyi istiyorum...







Ben çok şeyi seviyorum, bir çok şeyi

Aslına bakarsan her şeyi seviyorum

Ama ben tek bir şey istiyorum

Seni….




Bunları sevmeme tek neden sensin…

Ve ben her şeyi sevmek,

Ve bir tek seni istiyorum…


Mehmet fatih Cebeci / / En Gurbetime { Mayıs 2012 }


 







25 Ağustos 2012 Cumartesi

Faydası yok…


 


Ne acı…

Belkide bu yüzden salonumda onlarca çiçeğin oluşu. Belkide bu yüzden onlarla daha çok vakit geçirmek isteyişim. Belkide canımın uzaklarda olduğunu bildiğim için onları CAN diye sevişim.

 
Özlemenin çaresi yok derler hani. Evet yok, ne bir çare, ne bir neden, nede bir çıkar yol. Cinayet işlersin ömür boyu hapis yatarsın. Seversin ve bir ömür özlersin hepsi bu.
 


Faydası yok…
 
 
 
 
[ Mehmet Fatih CEBECİ ]
 
 


11 Ağustos 2012 Cumartesi

Biraz sabır iyi gelecek.....





Derin derin nefes almak iyi geliyor bazen insana. Hani o en sıkıldığımız, en bunaldığımız anlarda. Belkide içimizdeki alevi körüklüyoruzdur kim bilir...  Ama yinede sakinleşmek iyi geliyor insana. Elbet herkes isterdi hayatın demiryolu gibi düz, inişsiz çıkışsız olmasını. Ama şükür ki insanız ve şu hayatta daha ineceğimiz çok yol, çıkacağımız çok yokuş var vede olacak. Belkide hayatın anlamı bunların içinde. Her bir mücadelemizde, her bir acımızda kendimize o kadar çok şey katıyoruz ki tabi bunu bir zaman sonra yada yıllar sonra anlıyoruz.

Yolumuza çıkan taşların aslında bizim onları alıp yerlerine koymamızı beklediklerini, sabrımızı sınayan insanların aslında karakterlerimize çok büyük katkıda bulunduklarını, en dayanılmaz anlarımızda susup gözyaşlarına boğuldumuzda aslında her bir gözyaşının zafer kazanan bir insanın gözyaşları olduğunu çok sonraları öğreniyoruz. Evet bunları öğreniyoruz ve bunları öğrenmek içinde bir sabır gösteriyoruz.

Aslına bakarsanız her bir suskunluk ayrı bir fırtınalara davatiye çıkartıyor içimizde. Ayrı cepheler açıyor yüreğimizde bu dünyayla girdiğimiz savaşta. Dünya diyorum. Dünya denilen bir ordu. Havası bir asker, yolu bir asker, gecesi gündüzü birer asker, insanları birer asker. Ve biz bu ordunun her bir askeriyle ayrı ayrı mücadele ediyoruz. Ayrı zamanlarda ayrı cephelerde ayrı savaşlarda değil ne yazıkki. Aynı zamanlarda, aynı cephelerde bir çok savaş veriyoruz.

Ama her seferinde şiddetli geçen gecelerin sonunda gözümüzü açtığımızda o güneşin ışıkları gözbebeklerimizden içeri girdiğinde o zaman anlıyoruz mutluluğu. Sabrın, zorunlu sessizliğin neler getirdiğini. Ve şunu anlıyoruz her seferinde hiç bir bahçe hazır alınmaz. Önce tohumlar ekilir, sonra sulanır. Ve en önemliside sabırla beklenir. Ve o beklemenin ardından onlarca çiçeğin içinde dolaşırız. Sabır bazen her şeydir. Zaman olur bir çiçek olur, zaman olur bir bebek ağlaması, zaman olur bir Sevgili olur.



{ mehmet fatih cebeci } 


3 Ağustos 2012 Cuma

Bazen...




Şimdi arasa beni /gecenin bir vakti/ " nerdesin sen, sesini duymadan kaç saatim geçti haberin varmı " diye çıkışırım sanırım. sonra susarım, yalnızlığımdanda daha sessiz bir hale bürünürüm herhalde. aslında konuşmasınada gerek yok. nefes alışının sesi bile kanımı dondurmaya yetiyor. "özledim" derim sonra. gözlerim buğulaşır. yıllar bazı şeyleri unutmaya sebebtir aslında. lakin bu bende böyle olmuyor. onsuz geçen her günün sabahında içime bir " SeN " doğuyor. ve ben her sabaha içimde artı bir " SeN " ile uyanıyorum. o kadar çok çoğalıyorsun ki içimde, yürürken bazen kamburlaşır gibi oluyorum. aslına bakarsan ben her seferinde sana kapanıyorum...





Şimdi arasa beni /gecenin bir vakti/ susarım sanırım. yokluğunda onsuzluğu dinledim yıllarca. varlığında sessizliğini dinlemek sanırım büyük bir mutluluk olurdu bana. her bir anında " O " olan saniyeler, dakikalar ve de saatler...








Şimdi arasa beni / gecenin bir vakti / belkide aramasınada gerek yok. aklının bir ucunda, zamanının en küçük biriminde yani bir anında beni düşünse bu bile bana yeter.





Şimdi sen varsınya, karşımdasın ya...  işte sen yıllarımın beklemesisin...





M.F.C. // en gurbetime...